Ömer Ateş ile Spor Psikoloğuna Dair “abcspor.com”

Türkiye’nin en önemli spor psikologlarından biri olan Beşiktaş Futbol Takımlarının psikolojik danışmanlık görevini yürüten sevgili Ömer Ateş hocamızla geçtiğimiz hafta Beşiktaş Hakkı Yeten Tesislerinde spor psikolojisine dair çok önemli bir röportaj gerçekleştirdik. 

Bu mesleği seçmek isteyenlerin çok dikkatli okuması ve kendilerine pay çıkarması gereken bir röportaj olduğunu belirtmemiz gerekir.

Süreç itibarıyla misafirperverliğinde dolayı Sayın Ömer Ateş hocama ve Beşiktaş Kulübüne teşekkürlerimi ve şükranlarımı iletiyorum.

 Gelin şimdi röportajımızın detaylarına bakalım:

 Öncelikle sizinle başlayalım.. Ömer Ateş kimdir?

1972 İstanbul doğumluyum. Spor kökenliyim, amatör olarak futbol oynadım. Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi Spor Yüksekokulu Spor Yöneticiliği ve Beden Eğitimi bölümlerini tamamlayarak çift lisans yaptım. 1998 yılı Aralık ayında Amerika’ya gittim. Önce dil eğitimi daha sonra temel psikoloji eğitimi aldıktan sonra spor psikolojisi üzerine John Fitzgerald Kennedy (JFK) Üniversitesinde master yaptım.

2007 yılında Türkiye’ye döndüm. Askerlik görevimi tamamladıktan sonra 2009 yılında TED (Tenis Eskrim ve Dağcılık kulübünde 2 yıl çalıştım.

2009-2014 yılları arasında Türkiye Futbol Federasyonunda çalıştım. O dönemde, 6 bölgeyi gezerek Akademi Ligleri antrenörlerine eğitim seminerleri verdim. Daha sonra MHK (Merkez Hakem Kurulu) tarafından görevlendirildim. 2.5 yıl Süper Lig Üst Klasman hakemlerine psikolojik danışmanlık yaptım. Daha sonra Genç Milli Takımlarda görev aldım. 2014 yılında

Rizespor’da Mehmet Özdilek hocamızla çalıştıktan sonra 2015 yılının Ocak ayından itibaren hem A takım düzeyinde hem de genç takımlar düzeyinde Beşiktaş ile çalışmaya başladım. Şuanda BJK Özkaynak düzeninde çalışmaya devam ediyorum.

Spor Psikolojisi alanını seçme fikri nasıl oluştu?

Futbola olan tutkum, spor odaklı bir meslek seçmemi sağladı.  Futbolu takip etmeye ve oynayama ufak yaşlarda başlayan birisiyim. Futbolu oynarken karşılaştığım birçok şey vardı; bu işin tekniksel, taktiksel, fiziksel yönlerin yanında, psikolojik faktörlerinde çok önemli olduğu, antrenörlerin tutum ve davranışlarının oyuncuların performansında ve psikolojilerinde etkili olduklarını tespit ettim. 1970’li yılların sonundan itibaren futbol maçlarını pür dikkat seyredip yakından takip ediyorum. Sporcuları, antrenörleri, taraftarları ve yöneticileri gözlemliyorum sonuç olarak buradaki gözlemlerimde ülkemizin spor psikologlarına ihtiyacı olduğunu düşündüm ve spor psikoloğu olmaya karar verdim.

Futbolun dışında çalıştığınız alanlarınız var mıydı?

Birçok federasyon ve takımla çalıştım. Türkiye Yüzme Federasyonu, Türkiye Tenis Federasyonu, Türkiye Basketbol Federasyonu, Akut Kayak Takımı.. Ayrıca, hem bireysel hem takım sporlarında mücadele eden birçok elit, profesyonel ve amatör sporculara bireysel danışmanlıkta vermekteyim.

Peki, spor psikoloğu nedir? Sizin çalışma alanlarınız nelerdir? Bunları bizlere anlatır mısınız?

Spor psikoloğu; sporcuların, antrenörlerin, yöneticilerin tutum ve davranışlarını inceleyen ve daha sonra bu kişilerin performansını artırmak için belirli çalışmalar yapan kişidir. Spor psikologları uygulamacı, araştırmacı ve akademisyen olarak üçe ayrılırlar.

Benim çalışma alanım ise ‘uygulama’.. Operasyondayım, ameliyat tarafındayım. (Gülerek) Sahada olmayı, karmaşık duygular yaşamayı kısacası heyecanı seviyorum. Zor ve kaotik şeyler beni daha çok heyecanlandırıyor.

Ülkemizdeki ‘psikolojiyle ilgili ön yargıları’ sormak isterim. Neler söylersiniz ön yargılar için. Bunları törpülemek için tavsiyeleriniz nelerdir?

Bütün dünyada aslında psikoloğa gitme konusunda önyargılar vardır ama bizim ülkede bu çok daha fazla eğer Avrupa ve Amerika’ya göre kıyaslarsak. Ülkemiz insanı dertlerini çözmek için psikoloğa gitmek yerine eşine dostuna dertlerini anlatır sonra bunlar kendisine dedikodu olarak döner (gülerek) ve problem daha da büyür.. Aslında insanlar psikolog, klinik psikolog ve psikiyatristi karıştırıyor. İnsanlar böyle profesyonel destek alsa birçok acılı hikâyeler (boşanma, cinayet, intihar ve depresyon) azalır. İnsanlar daha mutlu olur. Spor psikolojisi ile ilgili de önyargılar var çünkü ne yaptığımızı daha tam anlamıyla birçok kişi bilmiyor. Bizi psikolog ile karıştırıyorlar.(Sizin de söylemiş olduğunuz gibi Türkiye’de psikolojiyle ilgili fazla ön yargı var. Ben bunu futbol dilinde anlatıyorum:

  • Psikoloji bir bilim mutlaka faydası var, psikoloğa gittiğinizde problem çözülür. 1-0 mağlup gidersiniz, psikolog probleminizi çözer durumu 1-1’e getirir yola devam edersiniz. Spor psikolojisinin felsefesi 1 gol, 2 gol, 3 gol yetmez 4-5-6 olsundur.

Olaylara bu açıdan bakarsak ne kadar faydalı olduğunu görürüz.

Spor psikologları bir kulübün bütün paydaşlarına (oyunculara, antrenörlere vs. ) neler öğretir ve yaklaşım metotları nelerdir?

Spor psikologları problem çözümünün yanında birçok mental strateji ve beceriyi sporculara ve antrenörlere öğretir. Çünkü büyük paralar kazanan sporcularla çalışırken onların eksik veya problemli oldukları izlenimi vermektense geliştirmeleri gereken yönlerinin olduğunu ve bunlara yönelmesi gerektiğini öğretiyoruz. Ayrıca problem çözmeyiz problemin nasıl çözüleceğini öğretiriz. Yani balık vermek yerine balık tutmayı öğretiriz.

  • Motivasyon yani içsel ve dışsal motivasyonları artırmak için gerekli teknikleri
  • Konsantrasyonu kaybettiren etkenlerin ortadan kaldırılması
  • Takım ruhu, beden dili, iletişim, zihinde canlandırma, öfke kontrolü, duygu kontrolü, düşünce kontrolü, liderlik,performans rutinleri vs. vs.

Spor psikolojisinin bu tekniklerini öğretiriz.

Sorunları çözemediğiniz durumlarda psikiyatrinin devreye girmesi olabilir mi?

Uygun çalışma ortamında bazı klinik durumlar olabilir. Böyle durumlarda aşılamayan noktalarda klinik psikolog veya psikiyatriye gidilebilir normaldir.

Birbirinden farklı karaktere sahip insanları ortak hedef için nasıl bir araya getiriyorsunuz?

Bir futbol takımı 11 kişi ile saha çıkar ve bir oyuncu 15 tane mental teknik öğrendiğinde o takım sahada aslında 165 tane mental beceriyle oynar. Her futbolcunun ihtiyacı farklıdır. Kimisine maçın içerisinde öfke kontrolü yardımcı olurken,  kimisine olumlu düşünce, kimisine konsantrasyon ve takım ruhu, kimisine zihinsel antrenman veya duyguları yönetmek yardımcı olur. Bu şekilde parçadan bütüne gidilir ve ortak hedef için hazırlanır. Kısaca önce takım hedefi daha sonra bireysel hedefler oluşturulmasına yardımcı oluruz.

Spor psikolojisinin felsefesi nedir?

Spor psikolojisinin felsefesi sporcuları, antrenörleri daha iyi seviyeye getirmek, ekstra mental becerileri öğretmek ve performanslarını artırmaktır. Spor psikolojisi tamamen mental beceri öğretir.

Ülke sporu olarak değerlendirdiğimizde neden ‘elit’ seviyede sporcular yetiştiremiyoruz. Bunun psikolojik boyutlarını bizlere anlatır mısınız?

Bununla ilgili birçok faktör vardır. Çocukları aslında sistematik bir şekilde alıyoruz bu yetenekli oyuncuların üst tarafa geçmesinde problem yaşıyoruz.

  • Sporcu seçimi ve yetiştirilmesi sistematik olmalı.
  • İyi yetiştirilmesi gerekir, kulüp felsefesine vakıf olması ve ülke ekol sistemine uygun olması gerekir.
  • Aile tutum davranışlarının, çok iyi olması gerekir. Kulüp, aile ve antrenör iletişimi iyi olmalı. Sporcunun merkezinde antrenör, arkadaşları, kulüp, sosyal çevre ve okul vardır. Bunlarla ilişkisi uyumlu olmalı.

Mesela Amerika’da durum daha farklıdır. Amerika’da takımların alt yapıları yoktur, kolejlerden, ortaokul takımları, lise takımları, üniversite takımlarından oyuncular gelir ve o sistemden üst klasmana geçerler. Oradaki felsefe ‘eğitimde olacak’ felsefesidir. Bizde eğitimle ilgili de problem var bu problem sporcuların üst tarafa çıkmasını engelliyor.

Tekniklere gelmek istiyorum. Maçın öncesi ve sonrasında yapılan analizlerde oyunculara nasıl yaklaşıyorsunuz?

Sporcuya sorarız:

  • Bu maçı bir daha oynasan neyi daha iyi yapmak isterdin? Gelecek maçta neleri daha iyi yapmak istersin?
  • Bu sezon bitti neleri daha iyi yapabilirdin? Gelecek sezon hedeflerin nelerdir?

Amaç burada eksik kalan kısımları çıkartmaktır. Biz bu analizlerde sporcunun performansına odaklanıyoruz, geçmiş performanslarına bakıyoruz, başka oyuncuların veya takımların yaşadığı olumsuz durumlara bakıp bu noktalarda neler yapması veya yapmaması gerekenleri anlatıyoruz. Bir sporcu keşke diyorsa burada problem var demektir.

Özellikle deplasman maçlarına sporcular çıkmadan nasıl hazırlıyorsunuz? Çünkü buradaki ana etken seyirci baskısı bunu kırmak için neler uyguluyorsunuz?

Algıyı değiştirme. (Gülerek). Bu noktada sorular sorarız ve sporcuda tamamen algı sizin de belirtiğiniz gibi seyircidedir. Seyircinin vereceği reaksiyona takılır sporcular. Biz oyunculara sahanın içinde oynayın diyoruz. Tehditleri fırsata çeviriyoruz. Mesela profesyonel iki futbolcunun (biri A Milli) deplasman fobisini yendik. Biraz önce dediğim gibi algı dışarıdaydı seyirci, baskı… Ben algılarını saha içine çevirdim ve filmin aktörleri olduklarını ve senaryoyu kendilerinin yazdıklarını hatırlattım. Korkması gerekenin kendileri değil seyirciler olması gerektiğini belirttim çünkü saha içinde olanlar futbolcular. Gerçi ülkemizde seyircilerde zaman zaman saha içinde oluyor……!!!

Mental faktörler olarak değerlendirdiğinizde neler çok önemlidir?

Başarıda yetenek muhakkak önemlidir. İstemek önemli ama yeteneğinizde olacak ve doğru yönlendirileceksiniz. Devamlılıktaki mental faktörlerde önemli.. Motivasyonunuz, algılama yeteneğiniz çok iyi olması gerekiyor. Kendinize ara hedefler koymalısınız ve kendinizi devamlı geliştirmelisiniz. Ayrıca duygularınızı iyi yönetebilmelisiniz. Olumlu düşünüp olumlu davranmalısınız.

Elit seviyeye sporcularında veya diğer kategorideki sporcularda en çok karşılaştığınızproblemler neler?

16-17 yaşından sonra çocukları gelecek kaygısı alıyor. Bir anda artık profesyonel olacağım diyorlar. 17-18 yaşında sporcu hemen A takımda oynayacağım diyerek aslında kendisine tolerans şansı tanımıyor.

Kanadalı bilim adamlarının araştırması var diyorlar ki; 6-8 yaş spora başlama yaşı.. 11 yaşından 16 yaşına kadar gelişim dönemi.. 17-21 yaş artık kazanma odaklıdır. Burada çocukları 16 yaşına kadar kazanma odaklılığı değil gelişim odaklılık anlatılıyor.

Bir sporcunun kazanması için neler gereklidir?

Madalya veya şampiyonluk kazanmak herkesin odaklandığı nokta ama hatada buradan kaynaklanıyor. Hâlbuki bir şeyi kazanmak için 4 faktör önemlidir:

  • Fiziksel
  • Tekniksel
  • Taktiksel
  • Mental

Bunların hepsini yetenekli bir sporcunun perspektifinden anlatıyoruz. Biz spor psikologları olarak mental performanslara odaklanıyoruz. İşin püf noktası ‘süreç’. Süreç; bir şeyi doğru şekilde, doğru zamana yayarak yapmadır. Süreç sistemdir. Benim çalışmalarımın tamamen odak noktası süreçtir. Süreç, bir binanın temeli, projesi ve kullanacağınız malzemedir.

Aileleri ne şekilde yönlendiriyorsunuz?

Velilerimize çocukları üzerinde kazanma odaklılıktan ziyade çabalarına ve performanslarına önem verin diyiyoruz. Ailelere; sporcu velisi olmak, iletişim becerileri, kulüp değerleri, aile tutum ve davranışları gibi konularda eğitimler veriyorum.

Teknik direktörlerin bu süreçteki rolü nedir?

Çok iyi tesisiniz olabilir, antrenman sisteminiz olabilir ama antrenörünüz de iyi donanıma sahip olması lazım. Bir antrenörün pedagojiyi ve psikolojiyi çok iyi bilmesi gerekiyor, gelişim odaklılığı esas kabul etmesi gerekiyor. Aynı frekansta olmak önemlidir. Her ikimizde süreç odaklı olmalıyız. Buda kulüp felsefesinden gelen bir şeydir. Sadece sporcuları eğitmekle olmaz antrenörlerimizi de eğitiyoruz.

Futbol açısından değerlendirirseniz bir futbolcu için önemli olan risk mi yoksa tablonun doğru analizi mi?

Güzel soru.. Analiz her şeyden önemlidir. Futbol ve bir çok sporda her şey spontane gelişir zaten sporu bu kadar güzel yapanda bu spontaneliktir. İşin artık önemli kısmı da sahaya çıktığında oyuncuların fiziksel, tekniksel, taktiksel ve psikolojik faktörleri, etki –tepki reaksiyonları sonuçları belirlemesi. Her sporcu risk alabilecek yeteneğe sahip olmalı.

Sporculardaki kaygı düzeyi için neler söylersiniz? Herkesin kaygı eşiği elbette farklıdır ama kaygı düzeyi sporcuları yapmaları gerekenleri yapmama yapmamaları gerekenleri yapmalarına sevk edebilir. Neler söylersiniz bu durumla ilgili?

Her sporcunun bir kaygı (uyarılma) eşiği vardır. O seviyeye ulaştığında iyi performans gösterirler. Bazısı düşük, bazısı orta ve enderde olsa bazıları yüksek kaygı eşiğinde iyi performans sergilerler. İlginçtir, bazı sporcular aşırı derecede kaygı ve stres yaşadıkları için bireysel spordan, takım sporuna geçerler.

En büyük kavramlardan olan ‘Konsantrasyon’ için neler söylersiniz?

Konsantrasyonun temel felsefesi şimdi ve buradadır. Geçmiş zaman ve gelecek zaman kontrol edemediğimiz zamanlardır. Sporcuların maç anında odaklanmaları gereken zaman şimdiki zamandır. Çünkü şuan yapacağın geleceğini belirleyecek.

Geçmişten ders alacağız, geleceği belirleyeceğiz, plan yapacağız ama müsabaka anında tek zaman bulunduğun andır yani şimdiki zaman. Çünkü kontrol edebileceğin zamandır. Zihin boş olması gerekir.

Zihni boşaltmak kavramını açar mısınız?

Dikkati dağıtan iki faktör vardır:

  • İç Faktörler: Negatif düşünceler korkular, kaygılardır.
  • Dış Faktörler: Seyirci, hava durumu, iklim, medyadır.

Maç anında sporcu 2-0 öndeyken kafasında maçı bitirip kutlamayı düşünürse yani gelecek zamana odaklanırsa konsantrasyon dağılır.

Golü kaçırdı, hakem hata yaptı.. Kaçırdığı golde veya hakemin yaptığı hatada kalırsa geçmiş zamana takıldı ve konsantrasyon dağıldı. Konsantrasyon kısaca sporcunun zihnini boşaltması ve kendini o ana ve o işe adamasıdır.

Sporcuların ritüelleri ve takıntıları nelerdir?

Sporcuların her maçtan önce yaptığı bazı ritüeller vardır. Ben şuna bakarım her maçta bunu yapabilir mi? Mesela sağ adımla maça çıkmak, düşünsel manada sahaya çıkmadan önce belirli söz söylemesi veya birini araması, mesaj atması bu bir ritüeldir. Herkesin ritüeli vardır. Bunu yapmazsa kendisini kötü hisseder.

Ritüellerin yanında sporcularda tehlikeli olan bazı takıntılar vardır. Sporcuların maç içerisinde ise ilk top takıntısı vardır. Yani ilk topa olumlu başlarlarsa kendilerini iyi hissedeler. İlk topu olumsuz kullanan birçok futbolcu maçı kötü performansla bitiriyor. Bunun yanında oyuncuların hakem ile ilgili ciddi takıntıları vardır. Bunu genel anlamda söylüyorum zaten televizyonlarda onlarca spor programlarında hakemler eleştiriliyor. Bu takıntı sektöre dönüştü. Türk Futbolunu olumsuz yönde etkiliyor.

Tenisin 9 numarası Maria Sharapova’yla ilgili sormak istiyorum. Her topu karşılarken veya servis ederken bağırmasını neye bağlarsınız?

Bunu ritüel olarak yaptığını düşünüyorum. Sporcular bazen bir şeyleri denerler ve başarılı olurlar, maç kazanırlar onu ritüel haline getirirler. Sözlü bir bildirim olarak yorumluyorum. Nadal’ında mesela ritüelleri vardır.

Ahlaki değerli en fazla gelişmiş sporcular tenisçiler değil mi?

Kesinlikle. Teniste bazı maçlarda hakem olmaz bu yüzden sporcuları bazı kararları birlikte alırlar. Teniste tamamen vicdan kavramı ön planda olduğu için ahlaki değeride ön plandadır. Sporcuya sorulur içerde mi diye hayır derse hayırdır. Futbol gibi kaotik değildir.

İstenilen düzeyde oyuncu yetiştirmek veya bulmak için en ideal bir alan olan scout için neler söylersiniz? Mayıs ayı içerisinde sevgili Tarkan Batgün hocamla da bu konuyu derinlemesine anlatacağımız bir röportaj gerçekleştireceğiz..

Tarkan hocamızı da buradan sevgilerimi ve saygılarımı gönderiyorum. Scout olayına çok inanan bir insanım. Çünkü felsefesinde hedef ve nokta atışı var. Sayın Tarkan Batgün hocamız bunu şu şekilde anlatır ‘’Bir ağaçta kuş sürüsü vardır siz oradaki lider kuşu vurmanız gerekir’’ der..

Scouting sistemiyle takımlar doğru oyuncuları alarak o kan uyuşmazlığı dediğimiz ortamı da ortadan kaldırıp daha ekonomik faydaları sağlayıp, saha sporsal katkılar elde ederler. Sizin bölgeniz için hangi oyuncular lazım sorusuna, doğru oyuncu izleme, alternatifleri artırma imkânı sağlar scout.

Scoutingi performans katkısının yanında kulüplerimize ekonomik olarak da katkı sağlar. Bilimsel çalışmalar bütünüdür ve net bir tabirle söyleyecek olursak dünya çapında futbolcuların MR’ı çekip önünüze rapor halinde getirir. Bakın Beşiktaş olarak, son 2-3 yıldır bu yöntem ile ucuz ve kaliteli oyuncular alındı sonuçta şampiyonluğa çok yakınız. Büyük paralar harcamaya gerek yok.

2009 yılında Türkiye Futbol Federasyonun ’da çalıştınız. Buradaki çalışmalarınızı bizlere anlatır mısınız?

Hakem performansları üzerinde çalıştık. Ahmet Güvener, Oğuz Sarvan hocalarımızla meşhur Silivri kamplarını organize ettik. Burada her maça gidecek olan hakemlerimizi kampa alarak antrenmanlarını yaparak maçalara hazır hale getiriyorduk. Merkez Hakem Komitesi eğitimleri verirken biz Serdar Terekli hocamla birlikte mental eğitimler veriyorduk.

Hakemlerimize maçların pozisyonlarını çok iyi analiz edilerek mental yorumlarını yapıp, birebir gözlem yapıp, maçlara gidip analizler yapıyorduk. Bizler spor psikologları olarak hakemlerimizin performanslarını üst seviyelere çıkarttık, kulüplerimizin tamamı bu alana inanırlarsa başarı yüzdelerini çok yukarılara çıkartacaklardır.

Hakemlerimizin üzerindeki baskı için neler söylersiniz? 

İngilizlerin bir sözü vardır hakemlere söylerler ‘Sen penaltıyı ver biz cenazeni kaldırırız’.. Maalesef Türkiye’de de durum böyle. Şuan ki hakem performansları tatmin edici değil. Çünkü hakemlerimiz sahada futbolcularla mücadele ediyor, antrenörlerle mücadele ediyor, seyirciyle, yönetimle, medyayla mücadele ediyor. Hakemlerimizin üzerindeki baskı oyunculardan daha fazla.

Genç hakemlerimize yatırım yapılıyor ama buradaki geçiş noktaları çok önemli. Yani hakemlerimizi kazanma stratejilerimiz önemli. Bunun içinde yöneticilik becerisinin üst seviyelerde olması gerekir. Türkiye’de baskı inanılmaz ve hakemlerimizde bu baskıyı maalesef kaldıramıyorlar. Acilen hakemlerimizin psikolojik destek alması gerekiyor.

2009 yılındaki eğitimlerinizle hakemlerimizin seviyesi hangi boyutlara geldi?

2009 -2010 – 2011 sezonlarında Türk hakemliği ‘zirve yaptı’.

2010 – 2011 yılında Sayın Oğuz Sarvan hakem puanlarını açıklarken bu puanların yükseldiğini belirtti. Ulienberg’in çalışmalarıyla konvansiyona giren federasyonda hakemliğimiz dikkat çekti. Sayın Cüneyt Çakır hocamızın, 1974 dünya kupasından Doğan Babacandan 40 yıl sonra Dünya Kupasında maçlar yönetmesi, şampiyonlar ligi finali ve Avrupa Şampiyonasında maçlar yönetmesi bizler için gurur kaynağıydı.

Almanya ve Amerika ile kıyaslarsanız bizde neler eksik?

  • Almanya: Almanların hayat felsefesi multi disipliner sistem üzerine kurulmuştur. Almanlar bu kadar disiplinli olmasına rağmen spor psikologlarıyla çalışan bir milli takım. Çünkü ne kadar fazla öğrenirsem kardır felsefesindeler.
  • Amerika: Burada şöhret yönetimi vardır. Amerika’da Olimpiyat Komitesinin listesinde 250 tane çalışacağı spor psikoloğu vardır. Şuanda lise takımlarında bile spor psikologları var. Bu inanılmaz. Amerika beysbol takımlarının %87’si spor psikologlarıyla çalışır. Odaklandıkları alan spor psikoloğudur. Amerikalılar çok ilginçtir spor psikolojisinin tekniklerini ava çıkacak kişilerde denemişleri. Baskı yönetimi ve konsantrasyon kavramını tatbik etmişler ve avın bereketi artmış. (Gülerek). Artık Amerika aşmış..

Spor psikologlarının dışında bu alanda farklı isimler altında çalışmalar yapılıyor bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz?

Spor psikolojisi ülkemizde yeni gelişen bir alan olduğu için bu alanda hizmet vermeye çalışanlar var. Etik dışı çalışıyorlar. Yaşam koçu, Quantum koçu, performans koçluğu gibi.. Ben ve meslektaşlarım bundan çok rahatsızız. Birçok kişi takımlara ve sporculara değişik isimler altında hizmet vermeye çalışıyorlar.

Spor psikoloğunun sizde yarattığı olumlu tecrübeler veya manevi hazları nelerdir?

Spor psikoloğu olarak bu mesleğin en güzel yanı çalıştığımız oyuncuların, hakemlerimizin iyi bir yere gelmelerinden duyduğumuz mutluluktur yani sizin de söylemiş olduğunuz gibi manevi hazzıdır. Ayrıca çocukluğunuzun ve gençliğinizin (gülerek) yıldızlarına eğitim seminerleri vermek ve onlarla çalışmak müthiş keyifli. Mesela bazılarına takılırım hocam 25 yıl önce attığınız golle 1 hafta hayatımı karartmıştınız bu yüzden okula gidememiştim deyip güldüğümüz böyle çok anım olmuştur.

Efsanevi koç Phil Jackson ile sohbetinizi de bizlere anlatır mısınız?

Chicago Bulls’u izlediğim zamanlarımda dikkatimi Michael Jordan çekse de daha sonra spor psikolojisinde birçok biyografi okuduğum için farklı noktalara yöneldim.  Phil Jackson benim tanışmak istediğim efsane koçlardan biriydi. Amerika’ya gitmeden önce kendisiyle temasa geçip kendimi tanıtan küçük bir yazı yazdım. Kendisi de bana görüşebileceğimizi söyledi ama zamanı vermedi. Amerika’ya seminere gittiğim zaman önce Indiana’ya daha sonra California’ya gittim burada 3 gün kaldıktan sonra New York’a giderek kendisiyle tanıştım. Görüşmede beni etkileyen birçok şey oldu. 11 tane şampiyonluk kazanmış efsane hocanın egosunun sıfır olması, mütevazı olması ve inanılmayacak derecede spor psikolojisine inanması beni kendisine bir kez hayran bıraktı. Ayrıca kendisi Türk futbolunu ve basketbolunu takip ettiğini söyledi.

Kendine mental faktör sporcuyu ne kadar etkiler diye sorduğumda bana göre %50 demişti. Onların sporcu seçmelerindeki analizleri fazlasıyla ilginç Sporcuların değişiminde yaşadığı kültür içerisinde sporcuları takip ediyorlar. Efsanevi koç spor psikoloğu George Mumford ile Chicago Bulls ve LA Lakers döneminde çalıştı. Jackson, parayı yönetemeyen birçok sporcuyu yönetmek için destek aldığını bunun dışında bir çok konuda çalışmalar yaptıklarını belirtti. Bu konuda zamanında negatif dönüşler alsak da zamanla bu tabuları yıktık dedi.

Benim için çok büyük bir deneyimdi kendisiyle tanışmak ve sohbet etmek. Beşiktaş’a ve A Milli Takımımıza başarılar diledi.

Sohbetimizi bu mesleği seçecek olan meslektaşlarınıza söyleyeceklerinizle tamamlamak isterim. Sizce iyi bir spor psikoloğunda ne gibi özellikler olmalı?

Amerika’da master eğitimimi yaparken hocalarımız bizi ilk stajımız için hapishaneye (ıslah evine) götürmüşlerdi. Bizlerde şaşırmıştık biz spor psikoloğuz neden spor takımı değil de hapishane demiştik. Hocalarımız bizlere öğrendiğiniz teknikleri ilk önce kendi hayatınızda kullanacaksınız demişlerdi.

Bu meslekte öğrendiklerinizi sadece sporculara değil, işadamlarına, kişisel gelişim konusunda yardım isteyen insanlar üzerinde de kullanacaksınız demişti hocalarımız. Bizlerin her zaman yaratıcı olmasını istediler. Yani bize şok yaptılar. Biz bu teknikleri hapishanede çocuklar üzerinde uyguladık… Stres yönetiminden, öfke kontrolüne kadara, gelecekle ilgili hedefler vs vs.

Terzi kendi söküğünü dikemez sözü aslında fedakârlık sözüdür. Kendisini işine adağı için kendi problemiyle ilgilenemediğini gösterir.

Bu mesleği seçmek isteyenler ve yapmak isteyen bu söylediklerimin yanı sıra şunlara da sahip olması gerekir:

  • Güvenilir olacak: Birçok sırrı biliyorsunuz o sırları taşımak zordur ve önemlidir. Spor psikologları tabiri caize bir ülkenin gizli servisidir..
  • Enerjili olacak: Çalıştığınız ortamda yarattığınız enerji pozitif olmalıdır.
  • İyi dinlemesini bilecek.
  • Yaratıcı olacak: Ön yargısı olan kişilerle çalışabilirsiniz yani stres veya bir düşünce algısını değiştirirken farklı metotlar kullanmak zorundasınızdır.
  • Parçaları birleştirme yeteneğine sahip olacak.
  • Etik davranmak gerektiğini unutmayacak.

 Saygılarımla…

Mail: kaan.ilhan@abcspor.com

Twitter: @sinyorrkaan

KAAN-ILHAN

Check Also

Sokrates Dergi Röportajı