Motive Edici Hikayeler

YA BİR YOL BUL YA BİR YOL AÇ YA DA YOLDAN ÇEKİL

-Başarılı olmayı öğrenmenin ilk adımı beynimize başarıyla ilgili soruları yerleştirmektir.  Beynimizi bizi başarıya götürecek sorularla düşünecek şekilde çalıştırmalıyız. Beyninize başarı ile ne kadar kaliteli sorular yerleştirirseniz, o kadar kaliteli cevaplar bulursunuz.

-Neden hep başarısızım?

-Neden kaybediyorum?

-Neden çok şansızım?

Başarı merkezli ve pozitif insanlar NASIL sorularıyla düşünürler.

KUTSAL ÇEMBERLER

1989 yılında Chicago Bulls koçluğuna getirildiğimde, hayalim sadece şampiyonluklar kazanmak değildi. Gerçekleştirmek istediğim iki büyük tutkum daha vardı: basketbol ve manevi aydınlanma…

Dışarıdan bakıldığında size çılgınca bir fikirmiş gibi gelebilir, ama ben sporla ruh arasında gizliden bir bağ olduğunu düşünürüm hep. Ne pahasına olursa olsun kazanmak, beni hiçbir zaman o kadar da ilgilendirmedi. New York Knicks’te şampiyonluk yaşadığım yıllarda bunu öğrendim. Evet, zafer tatlıdır, fakat hayatı bir sonraki sezonda ya da bir sonraki günde her zaman kolaylaştıracağı anlamına gelmez. Tezahürattan sonra kalabalık dağılır, son içkiler içilir ve sen tekrar savaş meydanına dönüp her şeye yeniden başlarsın.

Hayatta olduğu gibi basketbol da gerçek sevinç, sadece işler yolunda gittiğinde tadılmaz. Kazanma ya da kaybetme düşüncesini bir tarafa bırakıp tüm dikkatini içinde bulunduğun ana konsantre olduğunda her şey yolunda demektir kanımca.

Phil Jackson

Bulls’un 1991’den 93’e kadar üst üste üç NBA şampiyonluğu kazanmasında tek nedeni çok yetenekli takımların bile dağılmasına sebep olan egonun baltalayıcı etkisinden uzak olması ve dolayısıyla bir tek kişinin gücü yerine, birliğin gücüne inanmasıydı. Pivot Bill Cartwright bunu şu cümlelerle çok güzel bir biçimde ifade etmişti: “Çoğu takım kazanmak isteyen, ama bunun için üzerine düşeni gereğince yapmayan bir sürü oyuncuyla dolu. Yapmaları gereken takıma ve oyuna kendilerini tümüyle vermek aslında. Bir kişiyi her zaman memnun etmeyebilir, ama buna rağmen yapmak zorundasınızdır. Çünkü böyle oynadığın an kazandığın andır.”

Kutsal Çemberler (Sacred Hoops)

Büyük oyuncu, adam adama mücadelelerde olağanüstü bir performans sergileyebilir. Fakat psikolojik olarak herkesle senkron içinde olmazsa, takım hiçbir zaman şampiyon olmak için gerekli olan ahenge ulaşamaz.

Phil Jackson

İyi takımlar ancak bütün parçalarıyla birbirine katıksız güvenip, “biz”i “ben”e tercih ettiklerinde büyük takımlara dönüşürler.

Phil Jackson

Teksas Üniversitesi psikoloji Bölümü’nde doktora yapan ağabeyim Joe, iyileştiğim zaman dengemi yeniden kazanmak için bana hipnozu önerdi. Bu fikir geleneksel dini bir terbiye almış benim gibi biri için, küfür gibi bir şeydi. Zihnimin kontrolünü sadece bir tecrübe için bile olsa bırakmak ilk duyduğumda bana çok korkutucu gelmişti. Fakat aynı dini terbiyeyi almış ağabeyim, sonunda beni ikna etmenin bir yolunu buldu. Nihayet iyileştim ve sahalara dönüşümden bir gece evvel, Joe’nun bilinçaltını yeniden programlamak için “Sakin olacağım”, “Çok hızlı vurmayacağım” gibi cümleler içeren bazı telkin metotları göstermesine razı oldum.

Sonraki gün o güne kadarki en iyi maçımı çıkarmıştım. Normalde karşıdan gelen topları, en hızlı vuruşumla karşılamaya çalışırdım. Ama o gün, bir vurucu olarak gelen toplara vurmakta, arada bir ıskalasam da, hiç olmadığım kadar kesin kararlı ve korkusuz olduğumu fark ettim. Kendimi hiç bir şey için zorlamayıp, hareketin kendiliğinden akmasına izin vererek topa vurma gücümün daha da arttığını şaşırarak tecrübe ettim. Omzumdaki ağrıyan yerim mucizevî bir şekilde geçmişti. Hepsinden önemlisi kendim için yepyeni bir şeyi fark etmiştim, hemen yanı başımda duran kusursuz iradeyi…Bu benim için kafamdaki gevezeliklerden kurtulup, sadece bedenimdeki tanrı vergisi bilgeliğe güvenmeyi başarabilirsem; zihnimin saklı gücüne ulaşabileceğime dair küçük bir ipucuydu.

Phil Jackson (Williston beyzbol takımında oynadığı zaman)

Benim için kazanmak, ölümün ve hayatın özüydü. Çocukken, özellikle ağabeylerime yenilmişsem, sinir krizleri geçirirdim. Kaybedince kendimi yerin dibine geçmiş çok değersiz biri olarak hissederdim. Bir keresinde lise beyzbol turnuvası sırasında, yedek oyuncu olarak çağrılmış ve topa o maçtaki neredeyse en mükemmel atışı ben yapmıştım. O yılki en iyi oyunumu çıkarmış olmama rağmen, yenildiğimizde kendimi kaybetmiş bir haldeyim. Maçtan sonra kulübe oturdum ve sadece ağladım.

Kazanmaya dair bu onulmaz saplantım beni mahvediyordu. İşler yolunda gitmediğinde başarmak için öylesine zorluyordum ki, netice performansımın düşmesine neden oluyordum. Bu sorunu Joe’yla görüştüğüm o gün, telkin metodu sayesinde halletmiştim. Vücudumu zihnimle işbirliği için zorlamaya çalışmış, vücudum cevap vermediğindeyse de zihnimin daha da ısrarcı olduğuna şahit olmuştum. Bu tecrübe o gün atıcının plakasında; omzumdaki acıyı hiç düşünmeyerek, maçta etkili olabileceğimi anlatmıştı bana. Hayatımın en önemli dönemeciydi, diyebilirim. Her ne kadar çok geçmeden beyzbolu bırakıp, basketbol kariyerimin peşine düşsem de, o maçta yaşadığım özgürlük hissi hep benimle kaldı ve yeni bir yol yaratmak için beni hiç durmadan tetikledi. Phil Jackson

Maçlar sırasında bir şekilde sahadan kopmadan onu izlemenin yolunu bulmalıydım. Bütün bunlarla birlikte kendimi maçlara hazırlayacak daha enfüsi bir yolun ihtiyacını da hissediyordum. Maçtan önce sakinleşmek ve maçta daha atik olabilmek için, maçı ve oyuncuları gözümde önceden canlandırmaya başladım. Bunun için sahanın tenha bir yerinde –ki favori mekanım New York Rangers’ın malzeme odasıydı- maç başlamadan önce 15-20 dakika sessizce oturuyor, neler olacağına dair kafamda bir film yaratıyordum. Daha önceden gözlemlediğim oyuncuların imajlarını zihnime çağırıyor, onları nasıl durduracağımı hayal etmeye çalışıyordum. Bu işin ilk kısmıydı. Asıl zor olan kısmı, maç başlar başlamaz kafamdakilere paralel bir pozisyon yaratabilmek, bunu da doğal olarak uygulayabilmekti.

1971-72 playoff’larının Boston’daki beşinci maçı benim için dönüm noktası oldu. Bradley, Celtics’in kurnaz oyuncusu Don Nelson’ın etkili savunması karşısında sıkıntı çekiyordu. Holzman hemen beni oyuna sokup Nelson’la eşleştirdi. Nelson’ın numaralarından biri parmaklarına çam sakızı sürmekti. Böylece feyk attığında top parmaklarına yapışıyordu. Bloklarda refleksi benim gibi hızlı biri için çıldırtıcı bir şeydi bu. Onu durdurmak için, yapacağı hareketi kafamda önceden adım adım kurgulamalı, sonra o hareketini yaptığında kontrollü bir şekilde yerimde aynen kalmalıydım. Zihnimde yarattığım bu kurgular işe yaradı. O maçta bana ilk kez feyk atmaya çalıştığında hiç telaşlanmadım, çünkü ne olacağını önceden kestirebiliyordum. Rahatlığım onu engellemeye ve oyundan düşürmeye yetti. Ayrıca bizim için kritik pozisyonlar yaratıp zafere ulaşmamıza da yardımcı oldu.

Phil Jackson

Basketbolcu sadece cesur, atak bir ruh haliyle sahada olmamalı bu yüzden, aynı zamanda takım arkadaşlarına, rakibine ve de kendine karşı hoşgörüyle hareket etmeli. Bir koç olarak felsefemin büyük bir kısmını bu fikir oluşturuyordu. Bulls’un istikrarlı başarısının asıl büyük kaynağı, oyuncuların birbirlerine duydukları içten sevgi ve birbirlerine gösterdikleri geniş hoşgörüydü.

Phil Jackson

Nefsin terbiyesi için Robert Pirsig şöyle der: “Kişinin huzuru içinde bulunduğu çevreden ayrı olarak düşünülemez. Bu başarı ile gerçekleştiğinde, zaten her şey doğal seyrinde akacaktır. Huzur doğru değerleri doğurur, doğru değerler de doğru düşünceleri…Doğru düşünceler, doğru hareketleri doğurur; doğru hareketler de diğer insanların dahi, içyüzünde sükunetin saklı olduğunu rahatlıkla görebilecekleri doğru işleri doğurur.”

Kutsal Çemberler

Phil Jackson: B.J., Scottie ve diğer bazı oyuncular maçlardan öncede bahsettiğim bu görselleştirme pratiğini tekrarlıyorlar. Bir keresinde şunları söylemişti Armstrong: “ Her maçtan önce 20-30 dakika kadar maç sırasında neler olabileceğini kafamda canlandırabilirsem şayet; pozisyonlarla karşılaştığımda düşünmeden anında üzerime düşeni yapabiliyorum. Çünkü az önce, zihnimde o anı yaşamış oluyorum zaten, Maçtan önce düşünmek için uzandığımda, kendimi rahatlıkla şut atarken, boxing out koyarken ya da seken topu kazanırken görebiliyorum. Daha sonra maç sırasında zihnimde canlandırdığım şeyle karşılaştığımda ne yapacağımı bocalamadan üstüme düşeni yapabiliyorum. Kararları tekrar düşünmek zorunda kalmıyorum, şüpheye yer bırakmıyorum. Bazen maçlarda “wow! Bunu görmüştüm! Böyle olacağını tahmin etmiştim” diye mırıldanıyorum kendi kendime.”

Kutsal Çemberler

Michael benim zihnimde, huzur dolu bir savaşçı için en iyi örnek… Her geçen gün, ligdeki her oyuncudan çok daha fazla cezaya tahammül etmek zorunda kalmasına rağmen, çok nadir öfkeleniyor. Bir keresinde baskete giderken Detroit’in uzunları birden karşısına dikilince çok kötü bir şekilde yere çakılmıştı. Ciddi bir sakatlanmaya sebep olabilecek kasıtlı bir hareketti yapılan. Michael’ın öfkeden köpürmesini bekledim. Ama hayır, hiç de öyle olmamıştı. Bir sonraki molada, ona sinirlenip sinirlenmediğini sordum. “Hayır, ne yapmaya çalıştıklarını gayet iyi biliyorum” dedi omuz silkerek.

BEDEN DİLİ VE KONUŞMA SANATI (Ömer F. Reca)

YAŞAMIN KARARI ELİMİZDEDİR

“Yaşlı bilge!” demiş çocuk. “Ellerimde tuttuğum kuşun canlı veya diri olduğunu söyleyebilir misin?” Yaşlı bilge gözünü dikip çocuğa sessizce bakmış ve “Evlat.” Demiş “Ellerinde esir kalmış kuşun canlı olduğunu söylersem, ellerini iyice sıkıştırıp onu öldüreceksin. Ölü olduğunu söylersem ellerini açacak ve kuş özgürlüğüne uçacak. Ellerinde, yaşamın ile ölüm arasında seçim yapabileceğini bilecek kadar bilgi var sende.”

“Kuşun veya herhangi bir olayın sonuçlarına benim yanıtımın belirlemesine izin verirsin kendi gücünden ve kararlarından yoksun kalırsın. Aynı zamanda, doğru seçimi yapma sorumluluğunu hissetme ve kullanabilme fırsatını yitirmiş olursun. Kendin karar ver ve sonradan pişman olma!”

AYAKTA ALKIŞ

Mozart, bulunduğu yerden uzakta bir konser verecekti. Tüm hazırlıklar tamamlanmıştı ve konser başlamak üzereydi. Mozart konser salonuna girdiğinde salonda sadece on kişi vardı. Salondakiler konserin iptal edilip edilmeyeceğini birbirlerine soruyorlardı. Mozart piyanosunun başına geçti ve tuşlara dokunmaya başladı. Mozart salonda kaç kişi olduğunu değil, yalnızca piyano çalma üzerinde yoğunlaşmıştı. Bu yüzden iç durumu ve vücut etkinliği mükemmeldi. Tüm vücudu müziğin ahengi ile yoğrulmuştu. O, sanatın üstün gücüne inanıyordu. Kendini ve onu dinlemeye gelen insanları adeta tedavi ediyordu. O sırada Mozart’a salonda kaç kişi olduğunu sorsalar, herhalde söyleyemezdi.

Konserini bitirdiğinde salondaki on kişinin alkışı bütün salonu dolduruyordu. Mozart ve onu dinleyenler müstesna bir gün yaşamışlardı. Mozart, akşam eşine yazdığı mektupta şöyle diyordu: “Burada harika bir konser verdim ve herkes ayakta alkışladı.”

Atatürk pozitif bir insandı. Hayatı boyunca negatif olduğu görülmemiştir. Bir iş için hep azmetmiştir. Kurtuluş Savaşı yıllarında mücadeleye başlayacakken azim ve şevk kırıcı negatif dalgalarla karşılaşmıştı. Vatanın toprağı dört bir taraftan işgal edilmişken, o, “Geldikleri gibi giderler!” sözleriyle ne kadar yüksek bir moral ve motivasyona sahip olduğunu göstermiştir. Bu söz onun pozitif düşünceye sahip olduğunu ve kararlığını gösterir.

“Paşam, ordu yok!” dediler,

“Kurulur!” dedi.

“Paşam, para yok!” dediler,

“Bulunur!” dedi.

“Paşam, düşman çok!” dediler,

“Yenilir!” dedi.

TEK AYAKKABI

Bir bilge bir gün tam trene biniyordu ki, ayakkabılarından birisi ayağından çıktı ve yere düştü. Aşağı inip onu alması imkansızdı. Çünkü tren çoktan harekete geçmişti. Yanındaki arkadaşları ne yapacağını merakla bekliyorlardı. O gayet sakin bir biçimde, diğer ayağındaki ayakkabıyı da çıkardı ve az önce düşürdüğü ayakkabıya yakın bir yere fırlattı.

Talebelerinden birisi dayanamayıp sordu:

-Neden böyle yaptınız?

Gülümseyen bilgenin cevabı gayet basit ama hakikat yüklüydü:

-Demiryolunun üzerindeki ayakkabı tekini fakir birisi bulursa, diğer teki de bulup giyebilsin diye.

Check Also

Motive Edici Sözler

Dünyada üç çeşit insan vardır: birincisine; deneyimlerinden ders alan akıllı insanlar, ikincisine; başkalarının deneyimlerinden faydalanan …